Makedonya’da STK (Sivil toplum kuruluşları)’nın Temeli Olmadan Çatısı Olamaz Özel

Öğeyi Oyla
(0 oy)
Makedonya’da STK (Sivil toplum kuruluşları)’nın temeli olmadan çatısı olamaz

Bir gücü gerçek anlamda kullanmak istersek, o zaman gerçekten gücümüzün değerini bilmemiz lazım. Eğer ki gücümüz var ise, ama onu kullanmasını bilmez isek, o zaman, o güçten yoksunuz anlamına gelmektedir.

Bugün, Dünya’da üç büyük güç vardır:

• Siyasal sektör gücü

• Özel yada finansal sektör gücü

• Sivil toplum (STK) gücü

Öncelikle, gücümüzün farkına varabilmemiz için, köklerimizin sağlamlığına bakmamız lazım. Eğer ki, tohum sağlıklı ise ve verimli toprak üzerine ekili ise o zaman o tohumun bereket verme ihtimali vardır. Ama tohumun sağlıksız ve çürük olduğuna bakmaz isek o zaman sadece zaman kaybına uğramış olup, yeniden diğer baharı beklemeye mecbur kalırız. Toplumsal yozlaşmaya dur mu, yoksa toplumsal değişime evet mi diyeceğiz? Seçim de, karar da, bizim vereceğimiz cevaba ve atacağımız adıma bağlıdır. Değişim sürecinin doğal haliyle mi evrileceği, yoksa planlı değişim çabalarıyla mı doğru istikamete yol alınacağı, istediğimiz yere varmamıza bağlıdır.

Bugün Dünya’da, toplumsal değişimin en önemli aktörlerinden birisi, Sivil toplum sektörüdür (STK). Sivil sözcüğü, Latince “Civis” kökünden gelmekte olup “yurttaş veya kenttaş” anlamını karşılamaktadır. “Sivil Toplum” ise, Fransızca’daki “société civile”den gelmektedir. Bu kullanımlara dayalı olarak, sivil kelimesi, aslında, vatandaş yada vatandaşlık kelimesi ile eş anlamlı olmaktadır. Aristotel, hukuki olarak belirlenmiş bir idare (yönetim) sistemi içinde, eşit ve özgür olan vatandaşların oluşturduğu politik toplumu “Politike Koinonia” şeklinde kavramsal hale getirmiştir. Bu kavram daha sonra Latince’ye “Civilis Societas” şeklinde aktarılmış, Latince’den İngilizce’ye 1400’lü yıllarda “Civil Society” (Sivil Toplum) şeklinde çevrilerek kullanılmış ve günümüze kadar gelmiştir.

Hayal ile gerçeği birbirine karıştırmamak lazım ama hayal etmeden de gerçeğe ulaşmakta zorluk vardır. Aslına bakılırsa STK’ların ilk ve öncelikli adımı hayalidir, bu da demek oluyor ki Vizyon STK’ların olmazsa olmazı dır. Eğer ki kurulan yada kurulacak olan STK varsa muhakkak Vizyonu olması lazım. STK’ların Vizyonu baktıkları ve hayal ettikleri noktalarıdır. Bu hayal yoksa, neleri gerçekleştireceklerini bilemez olup, sadece adı var sanı yok durumuna düşebilirler. Dünya’yı sadece fethetme hayalin var ise fetihe yakınsın. Misyon ise kurulan hayalin, nasıl gerçekleştirilebileceği, faaliyetlerinin nasıl uygulanabileceği, diğer STK’lar ile nasıl işbirliği yapılabileceği, ayakta nasıl kalınacağı, yeni projeleri nasıl üretebileceği, ne tür politikaları etkileyeceği ve güvenirliğini nasıl sağlayıp koruyacağının gerçekleştirme aşamasıdır. Bunların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini STK’nın Hedefi belirler. Aacaba çıkılan yolun sonuna gelindi mi yoksa yolda aksaklıklar mı oldu? düşünülen hedefe varıldı mı? Eğer hayal edilen firkir üzerine doğru dürüst ve prensipli çalışma yapılırsa, hedefin şaşma ihtimali az olacaktır yada hedefe tam isabet olarak varılmış olunacaktır.

Bunlara başlanılabilmesi için öncelik ve olmazsa olmazlardan biri Demokratik seçim ve katılım sürecidir. Demokratik seçim olsa bile, iyi yönetişim olmaz ise, ilerde büyük sıkıntılara gebe olacağı kesindir. Yapılanmanın şeffaf ve hesap verebilen yöntem ve çalışması yoksa o zaman başvuracağı fon ve yardımlardan, yoksun kalıp ayakta durabilme ve yönetmeye değil de yönetilmeye kapı aralayacağı kesindir. Gücümüzün farkına 2000’li yılların başlangıcında varmaya başladık. O dönemlerde Makedonya’da yaşayan Türk’ler kurdukları STK’ları, genellikle eğitime seferber olmuş ve statülerinin olmazsa olmazı olan eğitim için, çaba sarfedeceklerine inanmışlardı. Gayeleri, gayet ve net olarak Türk eğitimini, kültür, sanat ve dilini koruma altına alıp daha yüksek seviyelere getirmekti. Bunun gerçekleşmesi için muhakkak gücün birleşmesine ihtiyaç vardı. Sadece beraber el ele verir isek güçlü oluruz, misalinin uygulanmasına ilk adım, dönemin Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçi’si Mehmet Taşer’in inisiyatifi ile Anadolu Kalkınma Vakfı’nın destekleri ve Millennium STK’nun fikri ile daha da güçlü hale gelebilmek için çatı kuruluşuna ilk adım atıldı. 2002 yılının Aralık ayında ise 33 STK temsilcisi ile Anadolu Vakfı Üsküp merkezinde toplantı düzenlenip ilk adım atıldı. Umutla bakılan çatının kurulması için ilerleyen aylarda 2003 yılında birkaç toplantı daha düzenlenip 2003 yılının Mart ayında MATÜSİTEB kuruldu. Çatının kurulma amacı ve işlev görmesi gereken hususlar, Makedonya Türkleri’nin milli ve manevi kültürünü korumak, haklarını ve ortak çıkarlarını demokratik biçimde savunmaktı. Makedonya’da yaşayan diğer etnik gruplarıyla ilişkilerini daha da iyileştirilmesi, hoşgörü ve birlikte yaşamaya katkıda bulunmak gibi amaçlar doğrultusunda örgütlendi. Bu doğrultuda kurulan çatı örgütü daha güçlü yarınlar vaadiyle ve fikriyle, kabuk tutmuş yaralarımıza merhem olacağına, tüm Makedonya Türkler’i inanmıştı. Ama inanmak başka, yaşamak başka.

Üzerimize açılan şemsiye bizleri yağmurdan koruyacak yerde, hem kendini, hem şemsiyeye sığınmışları, hem de etrafındakileri ıslatmaktan başka bir işe yaramaz oldu. Üzerimize bez parçasından başka bir şey yoktu. Oysa şemsiyenin ana parçaları, şemsiyeyi şemsiye yapan parçalar elimizde yoktu. Kurumsallaşmadan ve profesyonellikten yoksunduk, şeffaflık ve hesapverilebilirlik dokunuyordu bize. Statümüz eğitimdi ama yaptığımız işler kurban kesmekti, statümüz kültürdü ama yaptığımız işler çay içmekti, statümüz hakları korumaktı ama çiğnemediğimiz hak kalmadı, statümüz sanattı ama sanatçısız sanat yeğlendi, statümüz demokrasiydi ama despotluktan vazgeçemedik. Bugüne gelindiğinde ise, 15 yıllık başarısızlığın hikayesi ve sonuçları: kravatlı başkanlar, facebooklu selfiler, sürekli dilencilik, maşallah-inşallah (dini sömürü), yalakalık, etik kurallarının çiğnenmesi, paylaşımların yandaşlara peşkeş çekilmesi, eğitimdeki sorunlara sessiz kalınması, düşman yerine dosta hakaret edilmesi, siyasi birlik yerine parçalara bölünülmesi, farklı bakış ve düşüncelerin yer bulamaması ve şimdi saymakla bitmeyen koskocaman 15 yıllık emeğin bereketsizliğine ulaşmaya başarıldı.

Bu başarısızlık hepimizindir.

Bizler dur demediğimiz takdirde, yenilenmediğimiz takdirde, gelişmediğimiz takdirde, hür olmadığımız takdirde, eğitim seviyemiz, kurumsallığımız ve profesyonelliğimiz yükselmediği takdirde, böyle 15’er yılların hiç bitmeyeceği kesindir.



Uluslararası İlişkiler mezunu

Vakkass (Shtin) Ştin
Okunma 1120 defa Son Düzenlenme Son Düzenlenme Ocak 30 2018

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Facebook

Twitter